3.14.2008

O S H O ' D A N




D I Ş A R I D A K İ O L M A K

"Kendini garip ve yabancı hissedenlere...bazen benim gibi..."

Varlığının merkezine girdiğin anda bir dışarıdaki değilsindir artık. İlk defa içeridekisindir.


Herkes bir dışarıdakidir,ne kadar rol yaparsan yap dışarıdaki olarak kalırsın.İnsan bütüne girmedikçe dışarıdaki olarak kalır,rol yaparız,küçük bir ilişki vahası - rkadaşlar,çocuklar,akrabalar,koca,karı - yaratmaya çalışırız.Ama ÖLÜM gelir ve hepimizi yok eder ve aniden dışarıdakiliğimizle çıplağızdır.


Hayır bu dünyada bütüne ilerlemedikçe, bir içteki olamazsın.Bu dünya bütüne aittir.Yalnıza bütüne ait olarak bu varoluşun parçası olursun,aksi halde değil.Bu ağaçlar sana yabancı kalacaktır ve bu kuşlar da ve güneş ve ay ve kumlar ve yağmurlar da öyle.Ulvi olanla bir temas yapmadıkça her şey bir yabancı kalacaktır.Bu temasla yaşam niteliğinin tamamı değişir.


Ait olmamak yaşamın en büyük deneyimlerinden biridir.Tamamen bir dışarıdaki olmak,asla hiç bir yerde bir parça hissetmemek büyük bir ötesine geçme deneyimidir.


Amerikalı bir turist bir mürşidi görmeye gitmiş.Yıllarca onunla ilgili bir şeyler duymuş,onun sözlerine,mesajına derinden aşık olmuş.Sonunda onu görmeye gitmeye karar vermiş.Odasına girdiğinde şaşırmış, oda tamamen boşmuş! Mürşid oturuyormuş,kesinlikle hiç mobilya yokmuş!Amerikalı,bir oturma alanını hiç mobilya olmadan düşünemezmiş.Hemen sormuş: "Mobilyalarınız nerede efendim?"


Yaşlı Sufi kahkaha atmış ve sormuş, "Ya seninki nerede?"

Amerikalı "Ben burada turistim.Mobilyalarımı yanımda taşıyamam!"demiş.

Bunun üzerine yaşlı adam "Ben de yalnızca bir kaç günlüğüne turistim ve sonra gitmiş olacağım,aynı senin gitmiş olacağın gibi." demiş.


Bu dünya sadece hacdır - büyük önem taşıyan,ama ait olunacak bir yer değil,parçası olunacak bir yer değil! Bu dünyada bir içerideki olmak kaybolmaktır.Dünyevi olan içeridekidir, bir Buda dışarıdaki kalmaya mecburdur.Tüm Budalar dışarıdakidir.Kalabalık içinde bile olsalar tek başınadırlar.Pazar yerinde bile olsalar orada değillerdir.İlişki kursalar bile ayrı kalırlar.Hep orada olan ince bir mesafe vardır.


Ve bu mesafe özgürlüktür, bu mesafe büyük neşedir, bu mesafe kendi alanındır.Kendine bir münzevi mi diyorsun?Kendini başkalarıyla karşılaştırıyor olmalısın: "Onların çok fazla ilişkileri var,aşk ilişkileri yaşıyorlar.Birbirlerine aitler,onlar içeridekiler - ve ben bir münzeviyim.Neden?"


Gereksiz yere keder yaratıyor olmalısın.


Varoluşun sana vermiş olduğu her ne varsa,ruhunun ince bir gereksinimi olmalıdır,yoksa ilk başta verilmiş olmazdı.


Yalnızlığı daha fazla düşün.Yalnızlığı kutla, saf alanını kutla ve kalbinden büyük bir şarkı çıkacaktır.Ve bu bir farkındalık şarkısı olacaktır,bir meditasyon şarkısı olacaktır.Uzakta tek başına öten bir kuşun şarkısı olacaktır-belirli birine öten değil,ama sadece kalbi dolu olduğu ve ötmek istediği için öten,çünkü bulut doludur ve yağmak ister,çünkü çiçek doludur,taç yapraklar açılır ve koku yayılır...Alıcısız..Bırak yalnızlığın bir dansa dönüşsün.

2 yorum:

natolia dedi ki...

Bırak yalnızlığın bir dansa dönüşsün bırak ki bedenin en ince acıları kalınlaştırsın ve sen ne yerde ne gökte ol,sen seni ara,ne sen seni bul ne ben seni,yalnızlığın kalabalığını yaşarken kalabalığın yalnızlığında
boğulmaktan kurtul,bırak ki bedenin sonunda seni bulsun. Bırak ki kırılan aynaların her parçasının aynı görüntüyü binlerce defa vermesi gibi yayıl yeryüzüne vede gökyüzüne,bırak ki kendini ne sen yok ol nede dansın,Dansın evrenin sonsuzluğunda bir kuyruklu yıldızın üzerinde devam etsin,etsin ki daha önce hiç kimselerin gidemediği yerlerde bedeninin vede ellerinin gölgeleri uçuşsun ve bırak ki kendini hiç göremediklerini görsün insanlar,

natolia dedi ki...

Hayatın elbette ki 2 yüzü vardır
biri bedeninin baktığı,diğeri yüreğinin baktığı.
Yüreğinin baktığı her zaman doğrusudur.
Ne kadar insan olduğunu ölçümü aslında çok basittir.
Çevrendeki değerlerle senin değerlerin ne kadar çok kavga ediyorsa sen o kadar insansın demektir.Hele birde bu değerlerle kavga ederken,gülüp geçen taraf sen isen buda bonusundur.