1.02.2010

KUTSALI YAŞAMAK


Bir yaşamın içindeyiz.

Ve yaşam biz fark etsek de etmesek de akıyor.

Neden buradayım, ben kimim gibi soruların cevabını bazılarımız hiç sormuyor,bazılarımız düşünerek bulmaya çalışıyor, bazılarımız ise din kitaplarının verdiği bilgiler ile bu konuyu sorgulamıyor bile.Hala televizyonlarda cennette hangi dilde konuşulacağı tartışılıyor ve büyük bir ciddiyetle bunun arapça olacağı kararına varılıyor.

Kabul etmek gerek ki hiçbir şey bilmiyoruz ve bilmemenin dehşetengiz korkusuyla da kendimize güvenli,fantastik ya da bilimsel hayaller kurup inanıyoruz.Zihin bu...hınsırca herşeyi yapabilir.Kendini garantide hissetmeli, önünü arkasını sağını solunu bilmeli.

Yalnız... nedense onun bulduğu hiçbir cevap bana kutsal bir his vermiyor.

Oysa kalp kutsal olanı aramaz mı?

Aşk gibi..

Aşk gibi bir hissin olması gerekmiyor mu kutsallığın içinde? Ya da bana mı öyle geliyor? Neden hiçbir söz ve vaat karnımı doyurmuyor O nu hissetmeden?

Çocukken hatırlıyorum birgün ailem beni kenara çekerek Tanrıyı anlatmak istemişti, ama ben bahçede oynamayı,ağaçların tepesine çıkmayı,arkadaşlarımın yanına gitmeyi o muhteşem yaz gününde daha çok istiyordum.Kaçtım da yanlarından..Cahil çocuk..O gün kaçırmış olmalıyım gerçeği öğrenmeyi.

Oysa o günlerde yaşama aşık olduğumu şimdi anlıyorum.Güneşin doğuşuna her sabah bakardım, okula gitmeden önce. Kıpkırmızı doğardı evimizin önünde. Baharın geldiğini onun o şekilde doğuşundan anlardım.Ve okula giderken de artık kısa çorap giyebileceğimi. Bu mutluluk verirdi..o kısa çorapların giyileceğini bilmek.Aşk işte.

Ya da kar tanelerini dilimle yakalamaya çalışırdım, buz kristali gibiydiler.Dil üstünde keskin ama kısa bir soğukluk.O bembeyazlık tüm sokağı kapladığında sokağın çocuklarıyla hep beraber içine atlardık.Ne his...Aşk işte.

Sonra kaybettim tabi bu hisleri. Ne zaman tam bilemiyorum. Ama sanırım büyük olmaya çalışmaya başlayınca. Başarmak gerek, ilişki gerek,güzel giyinmek gerek,beğenilmek gerek derken..derken...ve bunların peşinden koşarken...Ama pişman değilim, çünkü bu da gerekliydi.Anlıyorum.

Şimdi o hayata yeni gelmiş çocuk gibi yaşamı kutlamanın, sevmenin ve mutlu olmanın tek kutsal şey olduğunu biliyorum. Güneşin doğuşunu, kuşların ötüşünü fark etmek, onlardaki sessiz gizemi hissetmek. Tarifsiz bir şey var etrafımızda. Çocukken bu doğaldı, o kadar doğaldı ki hiç kaybolmaz sanmıştık.

Ama iyi ki o gün kaçmışım, çünkü o günkü çam ağaçlarının kozalaklarını toplayışım,ayağıma iğdelerin batması ve içindeki fıstıkları define bulmuş gibi yiyişim hala içimde. Ve onlar çok kutsal......



3 yorum:

fikr-i alem dedi ki...

Büyük bir zevkle okudum yazınızı, içten ve samimim bir şekilde dile getirdiğiniz kişiye mahsus kutsallıklar ne yazıkki zamanla zaman aşımına uğruyorlar ve teknolojiyle birlikte köreliyorlar...güzel bir hafta diliyorum, sevgiyle kalınız.

CALIX dedi ki...

çok teşekkürler:) yeni seneniz ve bundan sonraki her seneyi kutsalca yaşamanız dileğiyle..sevgiler

engin deniz dedi ki...

merhaba efendim,
ne kadar sıcak bir iklim oluştu yazınız sayesinde yüreğimde bilemezsiniz.
sadece teşekkür ediyorum.