1.25.2008










b i r A Ğ A Ç o l m a k


İstanbul'da doğdum.1971.O zamanlar farklıydı tabi herşey.Siyah beyaz değildi görüntüler.Evlerin bahçeleri, bahçelerin ağaçları, ağaçların cevizleri ,kozalakları ellerimizdeydi.Komşuların kapısı açıktı, her evin kendine ayrı kokusu vardı.Arkadaşlıklarda marka yoktu.Kapalı,açık,yoksul,zengin..ortak nokta BİZ di.Bir de yan mahalledeki "diğer" leri.Savaşlar ve barışlar.Ve akşam geldiğinde balkondan annelerimizin adlarımızın çığırması. Ter içinde,yara bere içinde ama canlıca mutlu yeni hazırlanmış yemeğin kokusuyla dolu evlerimize pek de istemeye istemeye dönüşlerimiz..
"Yarın yine sana tırmanacağım Ceviz Ağacım" diye son bir bakış atıp kendimizi yeni kurulmakta olan sofranın tabak çanak çıngırtılarına bırakarak.


Balkonlarımız vardı..Kocaman..Tüm bahçeyi görürdü.Gökyüzünü de alabildiğine..Babaannemin eski çeyiz sandığına koca evde yer bulunamayınca, annem onun için balkonu uygun görmüştü .Akşamları bedenime göre fazlaca geniş ve yüksek sandığa tırmanıp o alabildiğine genişliği ve henüz gözlerimizden silinmemiş samanyolunu seyrederdim.Bir de uzun kollarıyla balkona uzanan ulu ceviz ağacının gölgelerini. Duvarda bana kendince hikayeler anlatan.


O günlerde başlamıştı, kendimi ağaç gibi hissetmem. Bulunduğu toprağa bağlı, ama bir yandan da esen rüzgar ile dalgalanan.Gökyüzüne doğru kollarımı uzatmayı hep sevmiş olmam, çıplak ayaklarımla toprak üzerinde dümdüz durmak.Bir yandan çevremde yaşamları izlemek, dostları izlemek, yanımda görmek ve hissetmek.Bir yandan da içime yazmak hepsini, kendimi izlemek, sevmek sessizce.Tek tek tüm anıları, aşkları,dostlukları.Hem özgür hem bağlı olmak.Hem tek başına hem kalabalık olmak .Bir AĞAÇ gibi.
Şimdi ise SİYAH BEYAZ oldu şehirler.Ama yine de YAŞAMAK ÇOK GÜZEL.

4 yorum:

Fearless dedi ki...

Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz.Ne zaman onları kesmemiz gerekse,önce onlara tütün ikram ederiz.Odunu asla ziyan etmeyiz,lazım olduğu kadar keser,kestiğimiizn hepsini kullanırız.Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek,ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir,buda bizim kalbimizi yaralar...
Kızılderililerin duyarlılığını gördüm sende...naif bir yazı eline sağlık güzel yazmışsın...
sevgiler

natolia dedi ki...

Farkına varamayız bazen bir çok güzelliğin,hayat ırmağı akıp giderken biz çukurda yıkanırız ve orada çürürüz,ne yıldızları görürüz nede bakmayı biliriz.
çoğu zaman rüzgarın bile farkına varmayız,halbuki hangi sevgilidir rüzgar gibi dokunan,yıldız gibi içimize akan,ırmak gibi heryeri dolduran.

beti dedi ki...

Merhaba Fearless:)

Dediğin gibi, sorumsuzca kesilen,duyarsızca kesilen bir ağacın ağlamasını tüm ağaçlar, tüm orman ve tüm dünya hissediyor bence de.Hepimiz TEK RUHUZ gerçekte,Kızılderililerin, Aborjinlerin hep hissetmiş oldukları, hep anlatmaya çalıştıkları gibi.
Geçen sene İznik de çok sevdiğimiz, altında oturup dinlendiğimiz bir Söğüt ağacımız aynı senin anlattığın gibi duyarsızca kesildi.Ve bize bir yanıt verdirmeye yönlendirdi bu olay.Tüm dostlarla, o ağacı sevmiş ve bağlanmış olanlarla.Bir dernek kurduk.Doğanın sesi-Doses adı ile, ve bu hafta İznik Orhangazide boş bir okul bu çalışmalarımız için devlet tarafından derneğimize verildi.Bir ses olmak, duyarlı olmak gerek gerçekten de artık.Bloga Söğüt ağacımızın kesilmesi ile ilgili o dönemde yazmış olduğum yazıyı da ekliyorum.Hatırlatman harika oldu.
Sevgilerimle.

beti dedi ki...

Selam Natolia:)

Şehir hayatı, eğitimler,zorunluluklar,şartlar,paylaşımsızlıklar,sevgisizlikler,savaşlar,bilinçsizlikler.
Hatırlıyorum da, ben ilkokuldayken bahar zamanlarında sınıflar belli günlerde bahçeye taşınırdı.Ve ağaçların arasında ders yapardık.Ne mutlu olurduk.Aklıma bu geldi yorumundan..çok sağol:)